Son Umut (2014)

Çağatay Yegen
*Ondokuz Mayıs Üniversitesi – Tarih Yüksek Lisans Öğrencisi

Giriş

Son Umut (The Water Diviner), Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale’ye müttefiklerine destek olmak için giden Avustralya ve Yeni Zelandalı askerlerin hikâyelerinden esinlenilerek oluşturulmuş. Savaş sonrası İstanbul ve Çanakkale’de geçen tarihi film, Dünya Savaşı’ndaki milyonlarca kayıp ve isimsiz askerlere ve onların ailelerine ithaf ediliyor. Yönetmenliğini dünyaca ünlü oyuncu Russell Crowe üstlenmiş. Senaristler ise Andrew Anastasios ve Andrew Knight. Senaryo, Andrew Anastasios’un, bir yüzbaşının hatıratında yaşlı bir adamın oğlunun naaşını bulmak için Avustralya’dan Çanakkale’ye gittiğini okuması ve bundan ilham almasıyla meydana gelmiş.


Film, 20 Aralık 1915 tarihinde Türklerin hücumu sonrası Anzakların Çanakkale’yi terk etmesiyle başlıyor. Bilahare savaştan 4 sene sonra, Kuzey Viktorya/Avustralya’ya gidiyoruz. Çanakkale Savaşı’nda, 7 Ağustos 1915 tarihinde Kanlısırt Muharebeleri’nde evlatlarını kaybeden Avustralyalı acılı bir anne ve babanın dramına şahit oluyoruz. Acılı baba yani Joshua Connor (Russell Crowe) naaşı kayıp olan evlatlarını bulmak amacıyla, yıllar sonra Çanakkale’ye gitmeye karar veriyor (spoiler vermemek adına bazı yerleri es geçiyorum). Connor’un evlatlarını araması üzerine kurulmuş bir hikaye üzerinden, fiilen işgâl altında olan İstanbul’u, Milli Mücadele hareketinin izlerini ve dönemin Osmanlı toplumunu görme imkânına sahip oluyoruz.

Film Afişi

Yabancı film/dizilerde sıkça gördüğümüz Türk toplumunu Arap toplumuyla özdeşleştirmeyi burada da görsek de genel itibarıyla kostümler ve atmosfer başarılı bir şekilde aktarılmış. Özellikle şehir ve taşrada kullanılan bina efektleri ve savaş sahneleri, filmin bütçesiyle karşılaştırıldığında oldukça iyi diyebilirim. Ayrıca klasik bir Doğu miti olan uçan halı hikâyesi de film boyunca işlenen konulardan birisi olarak karşımıza çıkıyor.

İşlenen konular oldukça hassas. Üstte de bahsettiğim gibi fiilen işgâl altında olan İstanbul, Milli Mücadele hareketi, milletler arası ilişkiler, Yunan işgâli gibi konular ele alınmış. Film, bu konuları gayet objektif bir şekilde işleyerek, kanaatimce büyük bir başarı göstermiştir. Türklerin hakkı da sık sık teslim edilmiş. Türklerin vatan savunması yaptığı, asıl mağdurun Türkler olduğu, ölü sayısının daha fazla olduğu gibi hususlar diyaloglarda belirtilmiş. Ayrıca senaryonun iki milletin (Türkler ve Avustralyalılar) düşmanlıklarını bir kenara bırakıp, dost olması üzerine kurgulanması da ikili ilişkiler açısından olumlu bir husus. Her ne kadar bir filmi bu açıdan değerlendirmek doğru olmasa da konunun istisnai bir durumu kapsaması dolayısıyla mühim olduğunu düşünüyorum.

Filmde bir de aşk hikâyesi işlenmiş. Avustralya’dan oğullarını bulmak için gelen baba Conner, bir Türk otelinde, dul bir Türk kadını olan Ayşe ile yakınlaşıyor. Bu aşk hikâyesinin biraz zorlama olduğunu düşünsem de hikâyeye renk katması dolayısıyla kabul edilebilir bir düzeyde.

Filmde iki hususu olumsuz bir eleştiri olarak belirtmek istiyorum. Çavuş Cemal’in (Cem Yılmaz) Hey On Beşli türküsünü söylediği kısımda, türkü bir oyun havası şeklinde söyleniyor. Bu türkünün bir ağıt olduğu düşüldüğünde, oyun havasının biraz garip durduğunu belirtmek gerekir.

Ayrıca filmde Ayşe (Olga Kurylenko), Orhan (Dylan Georgiades) ve Ömer (Steve Bastoni) rollerinde yabancı oyuncuların oynaması dolayısıyla, Türkçe konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmış. Bir Türk olarak, bazı konuşmaları anlamakta zorluk çektim. Bir sahnede oldukça akıcı Türkçe konuşan Çavuş Cemal ve Binbaşı Hasan’ı (Yılmaz Erdoğan) izlerken, diğer sahnede kötü Türkçeyi görmek filmin genel havasını olumsuz etkileyen bir unsur maalesef. Türkçeye hâkim olmayanlar için sorun teşkil etmese de bunun mühim olduğunu ve benim açımdan eksi bir puan anlamına geldiğini söyleyebilirim.

Senaryoyu genel olarak etkileyici bulduğumu söyleyemeyecek olsam da film gayet akıcı. Tarihseverlere mutlaka izlemelerini tavsiye edeceğim bir yapım. Çayınızı, kahvenizi alıp yakın dönem tarihini akıcı bir senaryo, başarılı efektler ve iyi oyunculuk eşliğinde görmeyi arzu ederseniz, kaçırmayın derim…

Filmden Bir Kare
Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz ve Russell Crowe

PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN: